Karaköyspor Sezonu Açtı

Karaköyspor sezonu açtı.

Acil Şifalar

.
Aliağalar sülalesinden Ahmet Adıgüzel’in eşine geçmiş olsun. Cenab-ı Alah’tan acil şifalar dileriz.

Yeni Karaköy İ.Ö.O Vekil Müdürümüz

Cemal AYDIN

Cemal AYDIN

Karaköy İlköğretim Okulu Müdürü Cemal Aydın‘ın tayini Domaniç İ.ÖO.’na çıktı. 2.dönem Karaköy İ.Ö.O. müdürlüğüne vekaleten müdür yardımcısı Bilal Bektaş bakacak.


Bilal BEKTAŞ

Bilal BEKTAŞ

Karaköy TV

.

Karaköy TV test yayınına başlamıştır. İzlemek için tıklayınız, veya Karaköy TV sayfasını ziyaret ediniz.

Karaköy ” Tarım ve Hayvancılık ” Kooperatif Çalışmaları

.

Domaniç Kaymakamlığı ve Karaköy Muhtarlığı öncülüğünde Karaköy‘e tarım ve hayvancılık üzerine bir kooperatif  kurma çalışmaları başladı. Bu zamana kadar Karaköy’den 70 üye kayıt oldu.

Mevsimin İlk Kar’ı Yağdı

.

Karaköy’e mevsimin ilk karı yağdı. Karaköy beyaza büründü. (04.01.2010)

Hoşgeldin Bebek Özdemir

Meryemler sülalesinden Ramazan Özdemir‘in bir oğlu dünyaya geldi.  Allah, analı babalı büyütsün. (01.01.2010)

.

Geçmiş Olsun

.

Kocakadirler sülalesinden İlyas Zengin‘e geçmiş olsun. Cenab-ı Hakk’tan acil şifalar dileriz.

.

Tefekkür Dergisinden Alıntılar ( Yeni Yıl - Yeni Şans )

.

Yine, yeni bir Aralık ayına geldik. Bir yılın son günlerinde ; yeni bir yılında hemen önünde bulunuyoruz.

Fakir zengin, köylü kentli, işçi memur, yaşlı genç pek çok insan, yeni yılın gelişini kutlamak için daha şimdiden hazırlık yapmaya başladılar. Tıpkı Hıristiyan aleminde olduğu gibi…. Ülkemizde, Batı hayranlığının ve Batılılaşma politikalarının bir sonucu olarak, Hıristiyanların Noel, Kırismıs ve yeni yıl kültürü bizim milli kültürümüzü ve sosyal hayatımızı da işgal etmiş durumda.

.
Aralık ayını Ocak ayına bağlayan gece; bin yıldır islamın bayraktarlığını yapmış ve asırlardır İla-i Kelimetullah davasını omuzlarında taşımış olan Müslüman Türk milletinin bazı çocukları yiyecek, içecek, zil zurna sarhoş olup kendinden geçecek, danslar, eğlenceler, …vs. Pek çok sefahat, dalalet ve nefsani rezalet işleyecekler. Güle oynaya yeni yıla girilirse, o yılın kendileri için uğur getireceğine inanarak her türlü çılgınlığı yapacaklar. Tıpkı bir Hıristiyanın veya inançsız bir insanın yaptığı gibi…

.
Yeni yıl kutlamalarının dini, fıkhi boyutunu tartışacak ve tahlil edecek ilmi selahiyete sahip değiliz. Ancak, konunun bid’at, haram, helal vb. dini boyutunun yanında birde insani yönü var. Ben kul olmamız hasebiyle; konunun insani boyutundan, bir nebze olsun bahsetmek istiyorum.

.
Yeni bir yıla giriş, yeni bir başlangıç, yeni bir şanstır. Her şeye çekidüzen verip, yeniden başlamak. Daha iyi, daha güzel, daha dinamik ve daha kararlı bir şekilde; yılgınlıklardan, bıkkınlıklardan, bezginlik, ümitsizlik ve karamsarlıklardan arınarak ; canlı, heyecanlı, şevkli, azimli, gayretli ve ümitli bir şekilde hayatımızı dizayn ederek yeni bir başlangıç yapmak bir şanstır insan için. Aslında, hiç kapanmayan sınırsız büyüklük ve ihtişama sahip olan ilahi rahmet nedeni ile insan, her zaman sahiptir bu şansa. Hatalardan, kusurlardan, isyanlardan, günahlardan ve tüm kötülüklerden pişman olup, nedamet ederek, Rahmet hazinelerinin kapısını naz ve niyaz ile çalma; ilahi rahmete iltica edip ona sığınma, af ve mağfiret dilenip, tevkifini, himayesini, inayetini ve yardımını talep etme imkânına her an sahiptir insanoğlu.

.
Bir yılı bitirmiş, 365 günü geride bırakmış olmak ise; düşünülmesi, üzerinde muhasebe yapılması gereken bir husustur. Bir yıl daha geçti. Yani ömür sermayesinin 365 günü harcandı. Hayat binasının bir direği daha yıkıldı. İnsan sarayının çökmesine, yıkılmasına doğru biraz daha yaklaşıldı. Ecel celladına ve kabir kapısına doğru biraz daha yol aldık.

.
Harcadığımız 365 günümüz hakkında içimiz rahat mı? Ömrümün 365 günlük kısmını yerli yerince, en uygun ve verimli şekilde sarfettim diyebiliyormuyuz…?

.
Zaman, insanın en değerli sermayesidir. Allah her insan için bir ömür takdir etmiştir. Her insanın yaşayacağı gün sayısından, alıp-vereceği nefes sayısına, konuşacağı kelime sayısından mazhar olacağı nimetlere kadar her şey kainatın Sultan’ı tarafından takdir edilmiştir. İnsana bir sermaye olarak verilen hayat ve dünya nimetleri yerinde ve uygun şekilde harcanırsa, yani iyi ticaret yapılırsa; insan Halık-ı Zülcelal’in daha büyük lütuf ve ikramlarına mazhar olacaktır. Eğer ömür sermayesi, hayatı veren Zat-ı Zülcelal’in isteklerine aykırı şekilde kullanılırsa, lüzumsuz ve zararlı şeylerle harcanıp telef edilirse; elbette bunun hesabı sorulacak ve cezalandırılacaktır.

.
İnsana ömür sermayesini ve sayısız dünya nimetlerini veren Zat, elbette verdiği nimetlerin (sermayenin) hesabını soracaktır. Büyük bir mahkemede insan yaptıklarından ve yaşadıklarından dolayı muhakeme edilecektir. Bu büyük mahkemede verilecek İlahi hükme göre de ya sonsuz cennet saadeti ile taltif edilecek; veya sonsuz cehennem azabı ile cezalandırılacaktır.

.
Rabbimizin cehennem azabından kurtulup cenneti kazanabilmemiz ve Rıza-i İlahiye mazhar olabilmemiz için bize vermiş olduğu ömür sermayesinin 365 gününü daha harcadık.
Şimdi muhasebe vakti :

.
Nerde, niçin ve nasıl harcadık bu kadar çok önemli olan zamanımızı, ömür sermayemizi ? Bu 365 günlük sarfiyatın neticesinde ne kazandık? En iyi şekilde harcayabildik mi en değerli sermayemiz olan günlerimizi? Rıza-i İlahiyi kazanmamıza vasıta ve vesile edebildik mi sarfettiğimiz 365 günü? Yoksa tümden zarar mı ettik. Hebamı ettik sermayemizi? Şimdi nefis muhasebesi yapmak zamanı…!
.

Hatice EFE ( Yeni Yıl ) ( Diğer Yazılar )

.

Tefekkür Dergisinden Alıntılar ( Hayata Bakış )

.

Hazreti İbrahim’i tevhit davasından ve tebliğden vazgeçiremeyen Nemrud, çaresiz kaldığı mücadelede, iktidarını ve itibarını koruyabilmek için Hz. İbrahim’i öldürerek yok etmeye karar verir. Fakat bu sıradan bir ölüm olmamalıdır. Tüm ülke halkına ibret olacak, dillere destan bir ölüm olmalıdır bu. Taki Nemrudun gücü, saltanatının ihtişamı, kudreti iyi anlaşılsın da bir daha hiç kimse ona itiraz etmeye, başkaldırmaya cüret edemesin hatta hayalinden bile geçirmesin. Onun için de Hz. İbrahim’in halkın gözü önünde, dev bir ateş içinde yakılarak öldürülmesi kararlaştırılır. Ülkenin her yerinden yük yük odunlar toplanır. Bugün Urfa’da Balıklı Göl’ün bulunduğu mevkide odundan bir dağ vücuda getirilir. Karşı tepeye bir mancınık kurulur. Ateşin hararetinden dolayı mancınıkla ateşe atılacaktır İbrahim (a.s.). Dev odun yığını ateşlenir. Küçük bir dağı andıran odun yığını bir anda korkunç bir ateşe, müthiş bir yangına dönüşür. Ve karşı tepeden mancınıkla Hz. İbrahim’i o müthiş ateşin içine atarlar. Her şeyin dizgini onun elinde olan, her şey onun bilgi, takdir ve tasarrufu ile olan, en küçük atom çekirdeğinden milyonlarca yıldızı bünyesinde bulunduran galaksilere kadar her şey onun mülkü, onun sevk ve idaresinde olan kâinatın sultanı, yüce yaratıcı, Hz. İbrahim’in ve tüm mahlukatın Rabbi, ateşe emreder: “

.

Yakma” Rabbinin emriyle ateş yakmaz İbrahim Aleyhisselam’ı. Serinlik verir. Cennetten bir köşe olur. Gül bahçesine döner. Odun dağının ateşlenmesi anında çok ilginç ve çarpıcı bir hadise meydana gelir. Bazı rivayetlere göre bir karınca, bazı rivayetlere göre de bir güvercin ağzına bir damla su alıp yangını söndürmeye koşmuştur. Sorarlar; ne yapıyorsun? Derler: Şu bir damlacık su ile söner mi bu dev yangın? Derki: “Olsun. Safım belli olur hiç olmazsa. İbrahim’e taraftar olduğum, İbrahim’in Rabbine iman ettiğim, Nemrud’un küfrüne ve zulmüne karşı çıktığım, yangını söndürmek istediğim, İbrahim’i kurtarmak istediğim… belli olur. “KİMİN SAFINDA OLDUĞUM BELLİ OLUR..” demiş mübarek. Hz. İbrahim’i (a.s.) yakmak için hazırlanan yangın, onun fani dünya hayatındaki cesedini yakacak ve onu Rabbine kavuşturarak ebedi cennet saadetine mazhar edecektir. Onun yangını 50-60 senelik dünya hayatını yakacaktı. Allah emretti ateş yakmadı ve onun için bir selamet mekanı oldu. Ancak, günümüzde öyle bir yangın var ki; Nemrudun ateşinden kıyaslanamayacak kadar daha şiddetli, dehşetli, korkunç bur yangın bu. Üstelik bu yangın gül bahçesine de dönüşmüyor. Sürekli yakıyor, yakıyor, yakıyor, her an dehşet saçmaya devam ediyor.

.

Çünkü bu yangın, insanların imanını, ahlakını, hem sonsuz ahiret saadetini hem de bu dünyadaki huzur ve mutluluğunu yakıyor. Bazen ekranlarda seyrederiz. Cayır cayır alevler içinde yanan bir ev. Anne-baba dışarı çıkmış. Evlatları evde yangının ortasında kalmış. Çığlık, feryat, figan, anneciğim babacığım ne olur kurtarın beni feryatları… Bırakın o anne-babayı gören herkesin yürekleri parçalanır. Dayanılmaz bir acı ve ızdırap kaynağıdır bu durum. Geçtiğimiz günlerde Moskova’da bir iş yerinde çıkan yangında 13 kişi 8. kattan atlayarak öldüler. Demek ki yangın çok dehşetli bir şey. Yanarak ölmektense, yere çakılarak ölmeyi tercih ettiler. Ama biz daha dehşetli ve şiddetli bir yangından söz ediyoruz. İnsanların sonsuza kadar cehennem ateşinde yanmasına, sonsuz cennet saadeti ve Rabbinin rızasını kaybetmesine neden olacak bir yangındır bu.

.

İnançsızlık ve ahlaksızlık yangınından söz ediyoruz. Bediüzzaman Hazretleri bu yangının acısını yüreğinde hisseden bir zat. “Karşımda müthiş bir yangın var. İçinde evladım yanıyor. İmanım tutuşmuş yanıyor. Ben o yangını söndürmeye koşuyorum…” diyor mübarek zat. Yangın bütün şiddetiyle, etrafa dehşet saçmaya devam ediyor. İman ve Kur’an hakikatlarına, Resulullah (s.a.v) efendimizin sünneti seniyyesine ve güzel ahlak değerlerimize karşı çok şiddetli bir saldırı var. Bizim insanlarımızın imanı ve ahlakı yok edilmek isteniyor. Birileri bu dehşetli inançsızlık ve ahlaksızlık yangınını sürekli körüklüyor. Benzin dökerek yangının dehşetini ve şiddetini artırmaya çalışıyorlar.

.

Yangına körükle gidenler çok kalabalık, maddi imkânları da çok fazla, çok iyi donanıma sahipler, çok modern teknikler ve yöntemler kullanıyorlar… ve bıkmadan usanmadan sürekli yangını körüklüyorlar. Yangını söndürmeye koşanlar ise, hem çok az sayıda, hem imkanları çok kısıtlı, daha ilkel yöntemler kullanıyorlar, yangını söndürebilme konusunda yetersiz ve çaresiz kalıyorlar. Siz, ey vatanını, bayrağını, milletini, Kur’anını, Peygamberini, kendi evladını, kendi anne-baba ve kardeşlerini sevenler. Karşıdan bakmayın, yangına seyirci kalmayın. Sizde koşun! Yangını söndürmek isteyenlere yardımcı olun. Hiçbir şey yapamıyorsanız yangından nefret edin, yangını söndürmeye çalışanların muvaffak olabilmesi için dua edin, dua edin. Sakın duyarsız kalmayın. Çünkü yanan sizin evladınızın, annenizin, babanızın, kardeşinizin, komşunuzun imanı ve ahlakı. Sonsuz cennet saadetinden mahrum bırakılıp, sonsuz cehennem azabına düşürülmeye çalışıyorlar. Son pişmanlık fayda vermez. “Bir damla su” ile de olsa sizde yangını söndürmeye koşun. SAFINIZ BELLİ OLSUN. Hizmetiniz çok sınırlı ve küçük te olsa;  NİYETİNİZ BÜYÜK OLSUN.

Hatice EFE ( Hayata Bakış ) ( Diğer Yazılar )

.